Yolculuk Hikayesi – İtalya – 3

Yolculuk Hikayesi – İtalya – 3

Mestre’ de güzel bir uyku çektik çünkü yorgunluk artık çok artmıştı. Roma için enerji depoladık. Hem yolumuz bu sefer biraz daha uzundu iyice dinlenip sabah güzel bir kahvaltıyla yola çıktık. Şimdiye kadar otel ile ilgili hiç sorun yaşamamıştık en azından anlaşmıştık hep ama Roma.. Ah Roma.. Otelin parasını ödememiş olsak asla kalmazdım. Otel olarak beklentimi asla karşılamadı ama zamanla alıştık diyebilirim. Aslında parayı harcadık ve daha fazla masraf da olmasın istedim ve görmezden geldim diyebilirim.

Kaldığımız yer Collesium a yakındı ve ilk oradan başlamaya kara verdik. Kolezyumun içinde çok da bir şey olmadığını söyleyen bir çok arkadaşımızı dinleyip etrafını gezdik. Titus Takı bu kadar arkada kalıp beni bu kadar şaşırtacağın beklemiyordum aslında artık klişe, şapel, katedral görmeye o kadar alıştığım halde nasıl oldu da buna şaşırdım çok anlamadım ama o kadar küçük bir yerde bu kadar çok işleme beklemiyordum galiba. Yol zaten bizi Altar of the Faterland önüne kadar getirdi. Oraya kadar gelmişken yanındaki müzeye de uğradık. Açlık hissiyatımızı anladık ve Müze bahçesinde ilk atışmamızı yapıp kendimizi suyun kenarına doğru yürümeye koyulduk. Sokaklarda Pigna ( Filin üstündeki sütün) aradık ve bulduk. Hava kararırken artık Santa Maggiore Bazilikasından dönüşü alıp otele döndük. Ertesi gün tüm Roma klişelerini göreceğiz nasıl olsa bir gün boyunca diyerek dinlendik.

Sabah her şeye rağmen pozitif uyandık çünkü artık rüyamda bile gördüğüm şehrin merak ettiğim yerlerine gidiyorduk. Kahvaltıyı yaptığımız gibi yolu baştan kurguladık ve başladık yürümeye bilinen, bilinmeyen tüm klişe resimleri gördük sadece Davut heykelinin olduğu müzenin kuyruğu bizi hayal kırıklığına uğrattı bekleyemezdik ve yürümeye devam ettik. Tüm meydanlar, heykeller, anıtlar, sütunlar hepsini tek tek inceledik. Elimizde Google Maps ile yürürken bizim adam ilerde su birikintisi var anlamadım dedi ve bir baktık ki Aşıklar Çeşmesi 🙂

O an verdiğim masum, heyecanlı çocuk tepkim hala yüzüme vuruluyor 🙂 İşte hayalim karşımdaydı, suyuna dokundum, izledim uzun uzun resim çektirdim o anları dondurmak istedim. Nasıl olsa ertesi gün yine vakit kalırsa geliriz dediği için sonunda oradan ayrıldık ve Panteon’ a geldik. Ninja kaplumbağalardan Michelangelo ölmüş de olsa kendisini görmüş olduk 🙂 Yolu İspanyol Merdivenlerine doğru döndürdük. Merdivenlerde uzun uzun dinlendikten ve etrafı gezdikten sonra sokakları bu sefer alışveriş için gezdim. Her zaman ki gibi bir çanta hatırası kapıp dolaşmaya devam ettik. Bu arada pizza yediğimiz yeri ilk defa unutmadan yazayım Pantheon un arkasında çok minik ama çok lezzetli pizzalar yapan bir yerde karnımız doyurduk ve dolaşarak bir günü daha bitirdik.

Roma’daki 3. Günümüzü Vatikan Müzelerine ayırmıştık. 2 ay önceden bileti almak nasıl akıllıcaymış kapısına gittiğimizde anladık. O sırayı asla beklemezdim. Müzede uzun uzun vakit geçirip heykelleri ve tabloları etraftaki tur gruplarını dinleyerek dolaştık. Sistine şapelinde uzun uğraşlar verenler yer bulamazken oturaklar resmen önümüzde boşaldı ve rahatça tüm duvar ve tavan resimlerini inceleyecek vaktimiz oldu. Verdiğimiz tüm parayı fazlasıyla kültür olarak depoladık. San Pietro Meydanında çeşmelerden suyu içip vaftizde olduk espirisini yapıp Cast Angelo ya doğru yürümeye başladık. Kale ve Angelo köprüsünü de geçip kendimizi tekrar Trevi ve İspanyol Merdivenlerine attık. Birinden diğerine geçtik. Son resimler ve dinlenmelerden sonra son kez hayal şehre veda ettik ve toplanmak için dönüşe geçtik.

Sabah erkenden yola çıkıp Bolognadan aldığımız arabayı Romaya bırakmak vardı işin ucunda 🙂 Arabanın benzini doldurulmalıydı, doğru alan bulunup teslim edilmeli ve doğru bloktan çıkışı bulmamız lazımdı. Neyse ki bu kadar işi biraz takılsak da bitirdik. Aldığın yere bırakmak kolay arabayı da ilk defa girdiğin yerde bulması biraz zormuş 🙂

Bir şekilde doğru blok dan girişi de yaptık ve artık havaalanındaydık. Önceden online bilet oluşturduğumuzdan işler hızlı bitti ve alanda dolandık karnımızı doyurduk malum pegasus ile 2 aktarma yapacaktık. İstanbul- Edremit 🙂

Yolun sonu Bayram da Ayvalık “Deniz-Kum-Güneş” / “Rakı-Balık-Ayvalık “ deseler de benim için MEMLEKET Tİ.
Ablam için se onun çocukluk hayali MİDİLLİ..

Hikaye daha bitmedi 🙂