Yolculuk Hikayesi – İtalya – 2

Yolculuk Hikayesi – İtalya – 2

Portofino… Küçücük bir yer ama insan resmen huzur buluyor.

İlk bulduğumuz yerde dinlenip toparlandık ve önceden sorup öğrendiğimiz plajı bulduk. Her İtalya sayfasında görülen o sarı evin önünde denize girdik 🙂 Denizin suyu Kaş’a benziyordu ama daha ılıktı. Benim adam ayağı taşlardan kesilir de araba süremez diye erkenden çıktı çünkü her yer kayalıktı.

Ben de gönlümce yüzdüm. En son duş da alıp biraz daha gezip arabaya bindiğimiz gibi Milano ya yola çıktık.

Milano denince aklıma gelen ilk şey kocaman sokaklar ve kocaman caddeler. En güzel özelliği otopark ile otelin hemen yan kapılar olmasıydı. Yolu o kadar uzatmışız ki akşam olmuştu biz Milano ya geldiğimizde ama yılmadık.

O yorgunluğumuza rağmen hazırlanıp çıktık. Katedrali görmemiz gerekiyordu bizde hem gezelim hem gidelim dedik ve yürümeyi seçtik meğerse biraz uzakmışız 🙂
Allahtan yazdı ve biz saat 8 de meydana gelmemize rağmen gün batmamıştı. Galleria Vittorio Emanuelle ye geldiğimizde artık akşam oluyordu. Tabi ki resimlerimizi çektik ama denizden çıkmış ve yorgun olduğumuzdan artık kollar kalkmıyordu. Milanoya gereken önemi vermedik bunu ikimizde kabul etmiştik bu yüzden neredeyse tüm alışverişi orada yaptık Çikolata, Makarna gibi en azından turizm geliri konusunda destek verdik 🙂

Katedralin önünde yorgunluktan ölsek de bekledik ve güneşi batırdık ve ışıklı hali ile de meydanı görebildik. Yorgunluktan ikimizde bitmiştik ve otele döndük.

Ertesi sabah Venedik’ e gidecektik ve yol yine uzundu.
Venedik ile ilgili iyi olduğu kadar kötü şeyler de duymuştuk. Yazdı ve uyuyamama kısmı beni etkilemişti o yüzden Venedik’in dibinde Mestre şehrinde kalmaya karar verdik. Otele vardığımızda 14:00 e yaklaşıyordu hemen otele eşyaları koyduğumuz gibi ulaşımı öğrenmeye lobiye indik o kadar hazırlıklılar ki otelden otobüs bileti aldık 🙂 Saat durak tüm bilgileri kağıda hazırlamışlar verdiler elimize çıktık yola hemen gelen otobüsle Büyük Kanala ulaştık.

Venedik’ e vardığımız da anında Türk olduğumuz belli ettik ve kendimize 2 kişi daha bulup kanalda gezindiğimiz teknemizin tutarını 2 ye bölmüş olduk 🙂
Dönüş otobüs saatini de düşünerek San Marco meydanına yürümedik onun yerine meşhur Rialto köprüsü etrafında sokakları güzelce gezdik, bir şeyler alıp kanalın etrafında sakince yedik.

Kuş besleme huyları yok insanların daha yemeği elime aldığım an kuşlar etrafıma üşüşmeye başlıyor. Bir paket galetayı parçalayıp önlerine bıraktım anca o zaman bizi rahat bıraktılar. Bizde o zaman keyifle anın tadını çıkarttık. Otobüsü kaçırmamak adına tekrar sokakları geze geze tren garının yakınlarına geri döndük.

Kayıkla gezerken kayığın sahibi bize zaten her yeri ve hikayelerini anlatmıştı o yüzden turun en doğru hikayelerini orada dinledik. Tanrıyı gördüğünü söylediği için gözleri dağlanan kadının hikayesi etkilemişti beni o yüzden o klişeyi tekrar arayıp bulduk ve içeri girdik. Sonra öğrendik ki aslında Venedik de yerleşim yeri sıkıntılı olduğu için birçok ibadet yeri aslında dışardan fark edilmeyecek şekilde binaların içine saklanmış.

Veeee son durak Roma…