Yolculuk Hikayesi

Yolculuk Hikayesi

Biz iki kafadar ( ki ikinci olan eşim olur) kafaya koyduk yurtdışını da göreceğiz diye. Şimdi İngilizce bir handikap çünkü onlarda bilmiyor. Oturup çekçe ve Almanca öğrenecek halimiz yok en iyisi turla mı gitsek dedik. Ben ilk çıkışım olacağından biraz da tedirginlikten hadi hadi diyerek o an karar verip aldık turu. Şimdi iş, gün gelip de tur şirketi hadi evrak dediğinde (kendi kendime ne yapacaksınız bu kadar kağıdı dedim bunu itirafsa itiraf ediyorum 🙂 topla topla bitiremedim. Neyse hadi onları da verdik dediler illa parmaklarında lazım. Tamam randevuluymuş ona da gittik ne yapacaksınız benim parmak izimi diyemedim tabi paşa paşa uzattım elimi.
Aradan birkaç gün geçmedi ki pasaportlar hazır dediler. Bir geldi ki tur günü dönüş uçağını kaçırsam irtica ediyorum (burada amcanın irtica ediyorlar lafı sizin de aklınıza gelir gibi oldu di mi ? ).

İlk Durak PRAG-ÇEKYA
Aşıklar şehri demişler. Öyle büyülü bir havası var ki meydanın, tepede ki kale içinde ki katedralin insan uzun uzun izlemeden duramıyor. Sokaklarında kaybolduk. 2 tam gün boyunca yürüdük de yürüdük. 30.000 adım diyorum yanlış anlaşılmasın. Ama benim gibi gözlemeyi bu kadar seven biri burada boş duru mu? Asla. Herkesi izledim istinasız gördüğüm herkesi inceledim. Ne yapıyor? Nasıl yapıyor? Nerde nasıl konuşuyor? Kimden ne istiyor, nasıl istiyor? Bunun gibi bir sürü şey. Dükkanlarda benim hayran olduğum yılbaşı süslerini gördüğümde ise çılgın gibi alışveriş yapasım geldi. Ama Euro kurunu düşünüp hep vazgeçtim 🙁 Genel olarak bir meydanda otursanız bile insana o şehrin havası yetiyor.
Birçok döneme ait binalar görüyorsunuz. Benim hayran kaldığım dönem karanlık Gotik dönem oldu. Binalar sivri ve birçok heykel var. Katedrallerin içinde ki vitrayları gördükçe bunları nasıl bir emekle yapmışlardır diye uzun uzun bakıyorsunuz yetmiyor resim çekiyorsunuz o anı ölümsüz kılmak adına.

İkinci Durak VİYANA-AVUSTURYA
Viyana ya gitmeden önce Çekya’nın bir bölgesine daha uğradık Cesky Krumlov. Orta Çağ döneminin bir kasabası. Sanki film setinde gibisiniz o an. Ayılar ile korunan bir şato ve oradan açılan bir kapı ile küçük bir şehir merkezi. Hayaller kurmaya başlıyorsunuz anında şu ev benim olsa şurası şöyle olsa diye. Sonra başlıyorsunuz burada kimler yaşamıştır. O kaldırımlardan kimler kimler geçmiştir diye. Dönem mimarileri insanın hayal gücünü geliştiriyor.
Uzun sürmeyen bir yoldan sonra Viyanın büyülü caddesi bizi karşıladı. Swarovski ailesinin o kocaman dükkanı ve ışıltılı kocaman bir vitrin. İşte Almanca kabusu burada başladı. Okuyamadığım o kadar çok tabela oldu ki. Bu arada biz turla gidip sadece transferlerde turu kullandık. Yani ekstra turlara gitmedik de şehir sokaklarında kaybolduk. Meşhur tatlıları bir şeye benzemiyor. Sokakları tertemiz, lüks ve sıkılmanın imkanı yok bu şehirde. Gezilecek o kadar müze var ki ama maalesef gezmek günleri alacağı için sadece müze için 5 gün orada kalmamız gerekirdi. Bizim sadece 1 günümüz olduğu düşünülürse çok da müze gezemedik. İlk günleri çok saymıyorum çünkü yarısı tur rehperinin kısa dolandırmasının ardından otelde bitiyordu. İkinci ve tek kalıp gezdiğimiz günse benim için hep macera dolu oldu. Turızm odalarının küçük kabinlerinden bir harita alıp elimize sokak sokak gezdik Viyanayı da. Otelimiz Schönbrunn Sarayı’na o kadar yakındı ki yürüyerek gidip önce bahçeleri gezdik. Sonrasında ilk metro durağından şehre indik etrafı gezmemiz bittiği gibi kendimi meydandaki kocaman katedralin içinde bulduk. Yılın her dönemi tadilatta çünkü yapıldığı malzeme sürekli kararıyormuş. İçi mi ? Anlatamayacağım kadar güzel. Bu yüzdendir ki bu sene Milano’daki katedrali de görmek istiyorum. Biz tam geziyoruz derken yağmur başladı. Unutamayacağımız kadar komik bir tur oldu bizim için.

Üçüncü Durak BRATİSLAVA-SLOVAKYA
Aslında bir yol durağı gibiydi buraya gidişimiz. Günün yarısından fazlasını geçirdik ama çok da bir şey kaybetmedik benim adıma. Çok “Partileyen “ bir halim yok muhtemel ondan oldu bu. Ama el sanatlarında harika bir yeni nesil yetiştirmişler. Benim yaşlarımda bir çok kişi o küçücük yumurtalara ne şekiller vermişler. Yumurta dersiniz satıldığı fiyatları gördüğünüz an bu iş keşke bizde de olsa dersiniz. Öyle bir sirkülasyon var ki sonuçta bizde nasıl bayramda el öpmeye gidiliyorsa onlarda da böyle sevimli adetler var. Kendisi Partislava olarak da geçen bu şehir akşamları çok havalıymış söylenenlere göre. Meydanı küçük sevimli bir şehir.
Aslında benim gibi Eskişehir de okuyan biri için o kadar tanıdık bir şehir ki. Çünkü zamanında Büyükerşen buraya gelmiş ve şehirdeki heykellerin çoğunu buradan esinlenerek yapmış. Sevimli bir kasaba görüntüsünün altında sıcacık bir çikolatası var. Puding tadında bir sıcak çikolata düşünün 🙂 .

Dördüncü Durak BUDAPEŞTE-MACARİSTAN
Buda ve Peşte kısımlarından oluşan aslında iki şehir biri eski biri tamamen kalemle çizilmiş kadar düzenli ve planlı bir şehir. Bildiğim kadarıyla savaşın içinde olan halk ayaklanmasın diye büyük bir proje olarak başlamış ve bitmiş bir şehir. Dilleri bir o kadar karışık 🙂 Kaleyi dolaştıktan sonra şehre indik tren garının çok yakınında bir otelde kaldığımız için yerleştikten hemen sonra Hösök Tere meydanının arkasındaki parka uzun bir yolculuk yaptık. Kocaman bir parkta uzun uzun dolaşmak bile iyi gelmişti çünkü artık yağmur başlamıştı. Budapeşte gezmek için çok kolay bir şehirdi yollar boyuna ve enine çizgiler halinde uzanmış olduğundan sokak sokak gezip dolaştık. Tuna nehri kıyısında kocaman bir yapı bizleri bekliyordu. Prag kalesinin yapan kişinin çırağının bunu yaptığını öğrenince ustasından çok şey öğrendiği açık demiştim 🙂 Budapeşte de daha çok gezebilirdik ama grip yakamı bırakmıyordu. En sonunda baktım enerjimiz yok meydandaki o kocaman dönme dolaba bindik 🙂 BudapestEye çok güzel bir deneyimdi. Yukarıdan da şehri görmek ve yapıldığı yıldan beri hiç bozulmadan korunduğunu görmek çok güzeldi.
Şimdi Euro 7 TL yi geçti o zaman ortalama 4 TL idi 🙂
Ama bizi bir yolculuk bekliyor çok değil yarın sabah yolculuk nereye mi ?
İTALYA 🙂