Yazmanın Vaktidir

Yazmanın Vaktidir

Alıp kalemi eline yazmanın vaktidir.

10 günlük kocaman bir rüya gördüm ben. Huzurun şehrinde her şeyden uzakta denizle yalnız kaldım ben. O kadar güzeldi ki günlerim özlememek elimde değil. Uzun zamandır yazmıyorum farkındayım. Kendi kendime bunu sormuyor da değilim ama bir sebebim yok. Paylaşmaya değecek bir şey yaşamadım belki de. Ama bu sefer tam da yazmanın vakti.

Daha önceki yazıları okuduysan memleketimin Ayvalık olduğunu ve oraya nasıl aşık olduğumu biliyorsundur. Ama olsun bilemeyen vardır ben yazayım 

Sabah erken saatte kalkıp bomboş denize tek başına girmek gibisi yok. Hele de kumsal boşken bağdaş kurup kendi kendinize kalabildiyseniz daha ne olsun. Meditasyon işine inanır mısınız bilmem ama ben kendimle konuşmayı, kendim için bir şeyler yapmayı çok seviyorum. Hayat o kadar kısa geliyor ki bazen. Kendim için yapmadığım şeyler aklıma gelince kendime çok kızıyorum.

Geçenlerde meydana gelen hava yolundaki bomba olayı hepimizi derinden yaraladı. Ben de durumdan fazlaca etkilendim. Daha giderken otogarda etrafımdaki insanları sürekli incelediğimi fark ettim. Montlu biri var mı ? Etrafta tedirgin gözüken biri var mı ? Sürekli kontrol halindeydim. Ne zaman ki huzurumun şehrine vardım işte orada kendimi o kadar güvende hissettim ki anlatamam. İnsanın memleket hasreti, ona olan özlemi bir anda zeytin ağaçlarını görünce içimdeki boşluğu gördüm. İlk yaptığım tabi ki denize koşmak oldu. Ona sarılmak, onunla onsuz geçen bir yılı paylaşmak odu. İyot kokusunu, balıkların bacağımı ısırmalarını bile özlemişim dedim ki elimden geldiğince deniz kıyısına gidip kendimi o kokunun ellerine bırakırım…

Bayramda orada olduğum için ne kadar kalabalık olduğunu anlatmaya gücüm yetmez. Ama o kalabalıkta bile özgürce dolaşabildiğim sokakları var benim şehrimin. Kimsenin bilmediği boş sokaklar, o sokaklarda yaşayan hayatlar, kapıda yaşlı teyzeler, top peşinde koşan çocuklar… Bir de gezerken rastladığım mor bisiklet. İmkanım olursa yazının başına resmi koyacağım zaten. Hem benim yüzümdeki mutluluğu hem de rast gele karşılaştığım mor bisikleti görebileceksiniz.
Ayvalık’ a giderseniz eğer mutlaka ara sokaklara dalın. Dalın diyorum çünkü kaybolmadan keşfedemezsiniz. Önce kaybolun sonra yavaşça evleri takip edin, inceleyin. Sahile doğru evler yenilenmiş halde olur, ormana doğru olan evler daha eski yerleşim olduğu için hep eski püskü belki de harabe bulursunuz. Eskiden halk daha yerli halk olduğu için sokaklar daha samimiydi. Amcalar daha siz yürürken bile laf atarlardı. Şimdi eski havası kalmamış. Pazar bile değişmiş. Eskiden köylü pazarına bir girerdiniz sizden birileriymiş gibi manilerle karşılarlardı. Pazarın güzeli burada diye bağırırdı tezgahın sahibi baktı ki yanlış anlıyorsunuz hemen mallarını gösterirdi. Bozulan bozulur, bozulmayan güler geçerdi..

Gelelim Cunda’ya herkesin bildiği, gittiği, gördüğü, sevdiği yere. Herkes çok sever çünkü sakin kalabilmiş yerlerden biriydi. Bu sene içinde çok fazla kötü gözlü yabancı gördüm. Meyhaneler eski meyhaneler gibi değil. Mezeler tabaklarda azalmış. Müzikler değişmiş. Nerde benim Rumca sirtaki çalan güzel meyhanelerim nerde bu yeni nesil meyhaneler. Bazı şeyler eski kalınca güzel. Bir tek ara sokakta bir meyhaneyi çok sevdim bütün masalara birer isim vermiş. Eftelya, Can Yücel, Fıdda Nine gibi..

Fıdda Nine’nin hikayesi şöyle ; Uzun yaşamın sırrını rakıda ve doğal beslenmede bulan bir rençber. 90 yıl boyunca her gün boğma rakı içen ninemiz basında sağlık mucizesi olarak anılmış. Rakı içmeye kendisiyle yaşıt olan ve 1995 te vefat eden eşiyle başlamış. Rençber karı-koca tarlada geçirdikleri tüm günün yorgunluğunu birlikte içtikleri 1 kadeh rakıda atıyorlarmış. Yöre geleneği olan boğma rakıyı evlerinde yapıp birlikte içiyorlarmış. Eşi vefat edince yumurta karşılığı rakı almaya başlamış. Eskiden 1 çay bardağı tükettiği rakıyı eşinin vefatından sonra arttırarak devam ettirmiş. Son 15 senesini 100 lük rakıyla geçirmiş. Köy ahalisi kendisini hafızası ve eğlenceli hikayeleri ile hatırlıyormuş. 109 yaşında katarakt çıktığı için rakıyı bırakmak zorunda kalmış ve 1 sene sonra da vefat etmiş..

Bazı şeylerin düzenini bozmamalı.. Bazı şeyler eski kalmalı diye bundan diyorum. Teknoloji güzel bir şey, iyi bir şey ama bazı şeyler bırakın da doğal haliyle kalsın zaten hayat dediğiniz kısacık bir şey 

Bence sizde huzuru bulduğunuz yerleri bırakmayın. Oralara bir elinizi mutlaka atın. Hiçbir şey için geç değil..